Yaylalar Yaylalar – Doğu Karadeniz Yayla Turu

Yaylalar Yaylalar – Doğu Karadeniz Yayla Turu
Doğu Karadeniz Yayla Turu Yaylalar

Tekrar Doğu Karadeniz Turu demeyin, buranın güzü, yazı, baharı ayrı… Dostu, müziği, suyu, yeşili apayrı…

Hele ki yayla turu deyince 🙂

Bu sefer ekip her yaştan, her zaman ki gibi 20 kişiyiz. İlk anda yabancı gibiyiz, nereden bilelim sarmaş dolaş horon vuralım, el öperek, sarılarak ayrılalım.

Bir eski model jip, bir de ford transit karşılıyor bizi. Direksiyonda Ramazan. Bu Ramazan’ın aslında imkanı olsa Nascar’da ya da ralli de yarışma imkanı olsa, çocuk Volkan IŞIK. Yaylaya çıkmak öyle Karadeniz Gezisi yaptım Ayderdeydik gibi bir şey değil. Usta şoför şart. Gezi planı, gezi organizasyonuna değil de orada gerçek dostlara ihtiyacınız var. Çünkü gezi 🙂 İstanbul’daki gibi insan ile yapılıyor. Gönderme yaptım 😉 neyse… Yolsuz bir yoldan, kah araçla kah yürüyerek vardığınız yerde bulutlar var.

Biraz rüzgar esiyor sis hafif aralanıyor, bir bakıyorsunuz ki karlı bir dağ, rüzgar yön değiştiriyor o da ne ?? Yanı başımızda bir sürü yayla evi var… Birden yağmur, sonra güneş, sonra oksijen, yarım aklımız kalmış, onu da doğa mucizelerine bırakmak öyle güzel ki … Bir müzik sürekli tulum, sonra Volkan Konak, herkes el çırpıyor yollarda oynuyoruz iyice çocuklaştık… Bu arada Tulum cebi olan tek enstrüman imiş, öğrettiler 🙂

Yaylada yürüyerek bir eve yaklaşıyoruz, yarı taş yarı tahta. Sobanın bacası tütüyor, camdan bakıyoruz içeride uyuyanlar var, garip geliyor önce… Biraz sonra içeride olacaklar konusunda fikrimiz yok ki:) ahşap eski masalar, sandalyeler, yemekler donatılmış, soba gürül gürül yanıyor. Ayakkabıları çıkartıp giriyoruz, anlıyoruz ki buradaki evimize geldik. Kimimiz yemek koyuyor kimi servis yapıyor illaki hepimiz yiyiyoruz da yiyiyoruz. “Tatlıdan daha var mı?

Biraz sonra uyuyanlar bizler oluyoruz, devrilen devrilene 🙂

Sonra zorlu bir parkur, karlı, çamurlu, kahraman babalar var aramızda bütün yol kızını omzunda taşıyan, genç yaşlı yürüyoruz ki anlıyoruz; yaşlılar bizden daha genç. Eski toprak derler ya, biz oturmaktan perişan olmuşuz.

Aile olmayı, büyük piknikleri, sohbeti hatırlatıyor böyle nadir günler bana… Evde heyecanla sobanın başında kitap okuduğum günleri… Gözümü kapattığımda hiçbir şey düşünemediğim zamanları hatırlıyorum işte…

Öyle iyi hissediyorum ki, kime baksam hatıralar biriktiriyor, mendiline sarıp cebine koyuyor… Gülümsüyor…

Burada derdinizi söylüyorsunuz ve size diyorlar ki “Sıkıntı yok” ve gerçekten bakıyorsunuz ki hakkaten “sıkıntı yokmuş” 🙂

Çok boş derdimiz varmış… Zaten demezler mi ? “Dünyayı dert edenin, dünya kadar derdi olurmuş”.

Yollarda kavuşmak, kendimizi aramak ve hayata biraz daha katlanabilmek dileğiyle…

Yolgezer

Yorumlar

Bir cevap yazın