Güneşle Gelen Ateş-i Aşk, Mardin. M.Ö.4000

Güneşle Gelen Ateş-i Aşk, Mardin. M.Ö.4000
Mardin Akşamüstü Güneşle Gelen Aşk

Eller birbirine ateşli, hafif terli, şalvarlı, ateş sıcağında, dar taş bir sokaktan yürüyoruz. Sokakların genişlik ölçüsü cenazeyi taşımak üzere alınmış. Önümüze bir bakırcılar meydanı çıkıyor. Çalışıyorlar sanki hiç durmuyorlar, ustalardan çıraklara binlerce yıldır çalışmışlar sanki, ter içindeler… Bir eşek geçiyor yukarı doğru, sahibi hoş tutuyor onu belli ki ondan gayrısı yalan bu devirde… Biraz yüksekten kafamı çeviriyorum Mezopotamya’ya, sonsuzluk selamlıyor ufuktan sarı sıcak… Zamanda bir tuhaflık var… Geçmiyor… Çanlar benim için  çalıyor… Huzurluyum… Aşk doluyum… Sevişmek geliyor içimden, 4000 yıl sürecek kadar yanıyorum…

4000 büyük bir sayı olmalı yıllar için ama 13 milyar yıllık evrende ne ola ki ?! 4000 yıl önce de ismi Mardin olan bir yerdeyim. Bir yerdeyim, bir gökteyim. Keldanileri bilir miyim, sanki onlardan biriyim bugün… Ya da ateşe mi tapıyorum acaba? Süryaniler veya Şemsilerden komşularım var bugün… Bugün ne gün acaba? Ezan doluyor kulaklarıma sanki, Müslümanlar dost burada… Romalılar bile öyle sanırım. Theophilaktas, Simotkattes, Procopiu ile oturuyoruz kahvede; zift gibi bir çay önümüzde, yabancı çay belli Suriye’den gelmiş. Nasıl bir yerdeyim ben? Bu kadar millet, bu kadar din, bu kadar kan geçmişte ben nerdeymişim?

Yezidi köyüne dejavuyum. Bir mağaradayım karanlık, güneşin doğuşuna bağlı her şey. Hep buradaymışım sanki, demişler ki bana,“bunlar var ya bunlar ?? Ateşe taparlar…” Ne de yalan demişler!! Öyle yüceldiler ki gözümde gönlümde. Peygambersiz Yaradana inanan bir halk oysa ki… Aracısız itaat, itikat ve iman. Şeytan dediğimize onlar derler ki; Melek Tavus 7 meleğin en yücesi ve derler ki; Yaradanın emrine karşı geldi fakat tek bir sebebi vardı. Ve demiş ki “Ben Allah’a aşkımdan başkasının önünde eğilmem.”  Bir halk olmuş ki bu vesile:  Hiçbir kulun önünde eğilmeyen bir halk, heyhat!

Eskiden insanlar gerçekten eğilmiyorlardı sanırım, ölmek daha kolay bir şeymiş… Savaşmak hep var olduğu için belki. Eğilmek için zorunlu mimariler yapılmış… Cami kapılarına zincirler konmuş, medrese kapıları küçücük eğilmeden girip çıkamıyorsunuz. Ne güzelmiş… Saygı ve Gurur ! Bizler kendimizi 4000 yıl sonra çok önemli hale getirmişiz. Getirmişiz getirmesine de, şimdi de belimiz doğrulmuyor. Her şeyin, herkesin önünde eğiliyoruz…

Mor Gabriel’in bahçesindeyiz hala sarılmış bedenlerimiz, sıcak umurumuzda değil, coşkulu bir aşk sardı kah yılların destanları, kah mitleri, masalları arasında bedenlerimizi.

Kuryakos kapıda her zaman ki güler yüzüyle. Dingin ve sakin, sanki bütün çocukluğunu çocuk parkında geçirmiş, hiç durmamış! Ve o kadar sabırlı bir duruşu var ki artık… Bedenini doyurmuş, teslim olmuş…

Tınılı sesiyle diyeceğini diyor, ruhumuzun bir parçasını veriyoruz ellerine.

Welat geliyor uzaktan, çok çekmiş belli, kendi değil sade yedi ceddi çekmiş. Dara’yı konuşuyor çok heyecanlı. Dara’yı kazarken de çok heyecanlıymış, kalbi elinde bir adam zaten, ben adam dediysem siz 4000 le çarpın.

4000 yıldır buraları bilen bir tek sanırım o var. Hep buralarda olmuş. Çocuklar, krallar, azizler gömülerken görmüş, elleriyle çıkartmaya da çalışmış. Binlerce tapınak savaşta kaybolurken, çökerken oradaymış. Yeniden inşa edilirken de orada, aşk şiirlerine de şahid olmuş, zulümlere de…Welat 4000 yılı biriktirmiş bir dengbej gayrı… O’nun gibi gözleri ve elleri olsa insanoğlunun; evrende savaşta kalmazdı, gerekte kalmazdı.

Masal dinlerdik Şahmaran’dan, Anadolu’ya…

Aşk konuşurduk Mevlana’dan Yunus’a… Marde, Merdo, Merdi, Marda, Merdin’den Mardin’a aşk getirmiş onca Ademoğlu kızgın fırın Havva kızı mercimek…

Kimi zeytin peynir yer kimi baklava börek
Kimine saray dar gelir kimine bir oda gerek
İki göz bir kulübe yeter havva kızına
Ademoğlu kalender yiyeceği bir lokma ekmek
Ademoğlu kızgın fırın havva kızı mercimek

Tanrı böyle buyurmuş, dünya böyle kurulmuş
Her ademoğluna bir havva nasip olmuş
Yedi iklim dört bucak inanmazsan git de bak
Nuh’un gemisinde bile firin mercimek dolmuş

Adem babayla Havva anadan bu yana, çok şeyler söylendi sevda üzerine sayısız türküler yakıldı…

Demiş Manço, ruhu şad olsun…

Yolgezer

Yorumlar

Bir cevap yazın