Moda Kahvaltılı Bir Soğuk Pazar

Moda Kahvaltılı Bir Soğuk Pazar
Pazartesi İrması Kadıköy'de

Neee? Blogda yazım tanıtım yazım mı çıkmış? Haberdar olduğumda, Cuma pazarındaydım. Eve nasıl geldim elimdeki domates, peyniri nasıl fırlattım, bilmiyorum. Alelacele açtım bilgisayarı. Motivasyonumun doruğunda iken yazayım dedim bir yazı daha; şu an beni tanımayan ama çok yakında tanıyacak sevgili okurlarıma, pazartesi İrması modunda…

Yazacağım annem yazacağım da; sonradan olma bloggerlık işi zor. Full time ev hanımıyım! Bir sürü şeyi aynı anda yapmak zorundayım. Tezgahtaki peynir kokar mı? Makinanedeki çamaşır yıkandı mı? Alp Er Tunga öldü mü? Diyeceğim o ki bir sürü şeyi yapacak kadar kabiliyetli miyim, bu süreçle birlikte onu da göreceğiz. Gel gelelim bana! Sizin için nereleri gezdim, gördüm? Moda!!!! Evet yahu, İstanbul Moda! Valla hava soğuk, euro coşmuş. Öyle sürekli yurt dışı yazısı beklemeyin benden. İlk yazımdaki premiumluk durumum, beklentinizi yükseltmesin. Aaaa! Bu arada bugün belli oldu; İngiltere vizem çıkmış. Hazırlanın 8 Mart’ta gidiyoruzzzz! Neyse, pazar akşamıydı sanırım. Yaptım planımı, yattım geceye, sabahın körüne uyandım. “Biree bacaklar kollar, kafa burun ağız; sıkı örtün üstünüzü kendimizi sokağa atacağız” dedim ve hoppaaa! Yine günlerden güneşsiz bir İstanbul sabahı idi, dondum da yolumdan dönemedim. Kadıköy’ e gitmenin tabi ki de en güzel yolu metro olduğundan, pıtır pıtır yürüyüp, tıkır tıkır merdivenleri inip bindim metroma.

Kadıköy’ e gelince hiç şaşmadan hep yaptığım gibi üç nolu çıkıştan çıktım. Oradan geç karşıya, kıvrıla kıvrıla yollar elbet Moda’ ya çıkacaklar. Kafamda plan net, önce Moda’da kahvaltı yapacağım ama öyle böyle değil;  OD46’ da en nutellalı muzlu fıstıklı fındıklı krebimi yiyip, nerede ne var bakıp, size anlatacağım. Caferağa Cami’ yi geçtim, yollarda ilerledim. Yollar da bir ıssızlık, sanki Black Mirror 2.Sezon, 4.Bölüm kavşağındaydım. Her an bir şey olacak beklentisi ve sessizliği içinde yürüdüm. Kadıköy’ ün bu sessizliğine hiç alışmamışım. Sarraf Ali Sokak’ a geldiğimde İrma Butik’ e girmek için bir istek duydum, bir durdum. “Acıktım” dedim, “bir şey alma ha!” dedim, “ama bizimkilere yazık belki buraya bilmiyorlardır” dedim ve mağazaya koşarak girdim. Azıcık fotoğraf çekip, hızlıca çıktım. Tamam tamam, biraz oyalandım da çıktım…

Kıyafetler karın doyurmadılar ya; kabaran iştahım, krep yeme hayallerim ve ben koşar adım OD46’ ya vardık. Karşımda bu kadar zamandır gitttiğim bu mekanla ilgili değişik bir manzara vardı. Çiçekçi bir abla tezgahı benim mekanın önüne kurmuş. Kapıya zor ulaşıyorsun, yani o kadar iyi düzenek kurulmuş. Kapıyı dürtünce abla dedi ki; “Kapalı onlar bugün, kapalı, kapalı”. Yok olamaz, ablayı duymamazlıktan geldim bir daha şansımı denedim. Hayır yaaaa! Nutellaaaa!!! Sesimdeki hayal kırıklığını saklayamayarak dedim ki; “ geç mi açıyorlar abla?”. Dedi ki; “Pazartesileri kapalı onlar, kapalı. Çiçek alsana?” Ablanın yüzünden yere değdi bakışlarım, yapacak bir şey yoktu kendime yeni bir yer bulacaktım. Açtım, yürüyordum hayal kırıklığım vardı ama sonumun selamete varacağını hissediyordum. Çünkü yürüdüğüm yollarda öyle güzel yerler vardı ki kendimi tatile gelmiş gibi hissediyordum. Evettt, Polyannaya bağlamıştım bile! Oh be! Her yer kapalı ama ben ani mutluklar için radarları açtım. Derken derken, bir yer çıktı karşıma. Doktor Esat Işık caddesi üzerinde; Flashback Cafe!

Kapıyı açık görünce girdim hemen, açık olduklarını teyit edince gönlümün istediği yere geçip oturdum. Ay şahane, aradığımı buldum! Bir ben vardım, sadece de ben! “Yanlız” dedi mekanın sahibi “bugün kahvaltı yok”. Kek varmış, yanında da çay varmış. O da olur! Ben tabi meraklı niye bugün her yer kapalı diye sordum. Haftasonu yorgunluğundan çıkan esnafın büyük bölümü, Pazartesi açmıyorlarmış dükkanları veya geç açıyorlarmış. İşte tam bir turist! Aman canım bilmemek ayıp değil ki, şimdi öğrenmiş de oldum ben! Bilmemenin en güzel anındayım da zaten, yeni bir yer bulmuş olduk. Mekanın içi de dışı kadar sevimli. Pazartesi dışında her gün kahvaltı servisi varmış, hem de saat 13.00’ e kadar! Kekimi yedim, çayımı içtim hatta çok güzeldi ikincisini istedim. Mehmet Rauf’ un Eylül’ ünün sayfalarını çevirdim, Suat’ la Süreyya Boğaz’ da ev tuttular sonunda, onu öğrendim. Hesabı istedim, beyefendiye teşekkür edip, yola devam ettim.

Yol beni Şair Latifi Sokağa getirdi. Burada da minik minik yerler var. Ama önce ben Büyükannemin Sandığı’ na uğradım. Burası da işte benim gibi deli manyak insanların seveceği bir dükkan! Kadın-Erkek tüm vintage severlere bir armağan! Ben çok seviyorum hatta bayılıyorum bu vintage dükkanlara, geçmişi özledim belki belki de yaşlandım. Şaka şaka canımmm, kendimle dalga geçiyordum, size de kapıdan uğradım!  Neyse, onu dene, bunu dene, karıştır, uğraştır ve yoruldum. ‘You’re my heart, you’ re my soul’ moduma ara verip bir kahve içmek için dükkandan ayrıldım.  Aynı sokak üzerindeki coffee shoplardan biri olan, Stand By’ a girip oturdum. Karşımda çok tatlı bir anne kız çıktı! Mekan kızınmış. Annesi de ona destek oluyormuş. Kız hamile çünkü. Tabi ki sordum; bebek kızmış! Güzel bir sohbetle az şekerli türk kahvemi içtim. Dükkanın sahibi kız hamile olduğu için dışarıda beslemek mecburiyetinde oldukları Mercimek isimli kedi ile de tanışma fırsatı yakaladım. Aç olmadığı için pek pas vermedi. Minicik ama çok tatlı bir yerdi; annenin tabiri ile bir “kahve dükkanı”! “Boşnak mısınız?” diye sordum, anne değil ama kız baba tarafından boşnakmış! Bembeyaz teni, yumuşacık gülümsemesinden anladım.  Ben bu ülkenin bu karmanlığını çormanlığını, birbirine karışmışlığına bayılıyorum.

Sonra bu güzel anne kıza, göbekteki bebeğe, sokaktaki Mercimek’ e veda edip yola çıktım. Bu Pazartesi’ nin İrma’ sı olmaya adaydım. Hava çok soğuktu ama ben gezmelere doyamadım. Biraz sokak aralarında yürümeye başladım, eski köşkler vardı, köşklerin pencerelerinde  çiçekler vardı. Köşkler bir ya da iki kadardı. Daha çok apartmanlar vardı. Bazısı sarıya yeşile boyanmıştı. Böyle renklere boyanınca, o kadar da çirkin olmadıklarını düşündüm. Yürüdükçe duruldum, dalgacı ruhum da saygısından sustu. Badem Altı Sokağa geldiğim de yine coştum. Tasarım dükkanlar mı dersin, yaratım cafeler mi dersin; ne istersen var! Bizim onlar, hepsi bizim; başkalarına özenmemize gerek kalmayacak kadar bizim! Bazılarının içine girdim, karıştırdım. Yaratım ne güzel bi şey ya, sanat ne ruh yenileyici bi şey! “Ayyy” dedim, “Oy” dedim işte öyle kendimden geçtim. Yetmişti bu gezi, ruhum yeterince doymuş, bedenim de üşümüştü.Bir an önce eve dönüp gördüklerimi yazmaya heves ettim. Gezecek görecek, başka başka sokaklarda vardı, onları da listeye ekledim. Bir sonraki travmaya kadar geleceğe umut bağladım. Geldiğim gibi metroya binip, evime döndüm…

İstifche

Yorumlar

Bir cevap yazın