Sistine Şapeli – Vatikan

Sistine Şapeli – Vatikan
Sistine Şapeli Vatikan

Dünyanın en küçük ülkesi ve Katolik mezhebinin merkezi Vatikan’ın meşhur müzesinde yer alan 53 galeriyi arkanızda bırakıp, tarihte uzunca bir yolculuk yaptıktan sonra sizi 54. ve son galeri olan Sistine Şapeli bekliyor.

Müzedeki bölümlerin sıralamasına karar verenlerin, Sistine Şapeli’ni, diğer galerilerde saatlerce yürümek durumunda kalan ziyaretçilere bir ödül mahiyetinde en sona koyduklarını düşünmek pek yanlış olmaz. Zira oldukça yoğun geçen bir iki saatin ardından, Şapel’deki ziyaretçi kalabalığına rağmen çıt çıkmayan büyüleyici bir atmosferde, Michelangelo’nun ünlü tavan freskleriyle karşılaşacak ve yorgunluğunuzu unutacaksınız.

Sistine Şapeli, 15. yüzyılın sonlarında Papa 4. Sixtus tarafından restore edildi ve Papa’nın adını aldı. Bundan önce şapel, Cappella Magna olarak anılıyordu. Restorasyonun tamamlanmasının ardından Sixtus, 15 Ağustos 1483’te Meryem’in Göğe Yükselişi için düzenlediği ilk missa ayiniyle şapeli kutsayıp Bakire Meryem’e adadı. Dikdörtgen şeklindeki yapının yüksek tavanı, 1508 yılında Michelangelo üzerinde çalışmaya başlamadan önce mavi fon üzerine altın rengi yıldızlarla bezeliydi. Bu görüntü, restorasyondan 20 yıl kadar sonra Papa II. Julius’un başlattığı bir projeyle kayboldu.

İktidarını bir takım sembolik jestlerle göstermekten hoşlanan II. Julius, Sistine Şapeli’nin tavanını dinsel sahnelerle resimlendirmesi için Michelangelo’yu görevlendirdi. O zamana kadar yalnızca heykeltraşlık yapmış olan Michelangelo başta bu görevi kabul etmeye gönülsüzdü. Onun uzmanlık alanı heykeldi ve elini boyalara sürmüşlüğü pek azdı. Sözün kısası, Michelangelo’nun bu işin altına girmek istememesi anlaşılır bir durum. Asıl soru ise, Papa’nın pek değer verdiği projesi için resim sanatında kayda değer bir tecrübesi olmayan Michelangelo’yu neden seçtiği. Hem de o dönemde resimde ün yapmış birçok sanatçı varken…  Sanat tarihinin de magazini olur mu demeyin! Söylenen o ki, Michelangelo’nun yaptığı muhteşem heykellerle Papa’nın takdirini kazanması, dönemin diğer sanatçılarını pek memnun etmemişti. Özellikle de Papa’ya yakınlığıyla bilinen ünlü mimar Donato Bramante’yi! Anlatılana göre, Bramente o güne kadar resimle işi olmamış Michelangelo’yu seçmesi için Papa’ya telkinlerde bulunuyor ve işi alırsa Michelangelo’nun başarısız olacağına kesin gözüyle bakıyordu. Ancak işler Bramente’nin beklediği gibi gitmedi; zira yaptığı ikna çalışmaları sanat tarihinin en görkemli eserlerinden birini ortaya çıkarmakla kalmadı, Michelangelo’nun ününe de ün kattı.

Gelelim Michelangelo cephesine. Papa karşısında boynu kıldan ince olan sanatçı, istemeyerek de olsa projeyi kabul etti ve 1508 yılında, 33 yaşındayken işe koyuldu. Öncelikle tavanın yerden yüksekliğinin 21 metre civarında olduğunu hatırlatmakta yarar var. Tavanın uzunluğu yaklaşık 41 metre, eni ise 13 metre kadar. Bu da, basit bir hesaplamayla Michelangelo’nun 4 yıl süren çalışması boyunca 500 metrekareden fazla bir alanı boyadığı anlamına geliyor.  Hem de beceriksizler diye kovduğu rivayet edilen asistanlarının yardımı olmadan, yerden metrelerce yükseklikte! Şapel’e gittiğinizde, Michelangelo’yu kendi tasarladığı iskelenin üzerinde, başında üzerinde mum yanan bir aparatla çalışırken hayal etmeyi unutmayın!

Michelangelo’nun kendi oluşturduğu bir freks tekniğiyle her bir detayını nakış gibi işlediği ünlü tavandaki resimlerde kaybolmadan önce, dikkatinizi çekebilecek birkaç noktaya değinelim. İlk olarak, tamamı Hıristiyanlık temalı olan resimlerdeki insan figürlerinin heykelsi olması  Michelangelo’nun asıl mesleğinin bir etkisi olarak kabul ediliyor. Sanatçı, dini figürlerin kudretini kanat gibi semboller yerine insan vücudunun gücüyle tasvir ediyor. Tavanda İsa’ya ait tek bir resim yok, bu da başka bir detay.

Geometrik şekillerle ayrılmış tavanın ortasında bulunan dokuz bölümün her birinde Yaratılış, Cennetten Kovuluş ve Büyük Tufan ile ilgili sembolik sahneler var.  Bu sahnelerden en ikonik olanı şüphesiz “Adem’in Yaratılışı”. Bu frekste, Tanrı’nın Adem’e dokunmadan, yani can vermeden hemen önceki sahneyi görürüz. Yaratılış sahnesiyle ilgili şimdiye kadar ortaya atılmış en ilginç teorilerden biri Tanrı’nın ve çevresindeki meleklerin resmedildiği bölümün aslında insan beynini sembolize ettiğidir. Bu arada, İncil’e göre Tanrı Adem’e dokunarak değil üfleyerek can vermiştir.

Tavandaki şaheserlerini tamamladıktan 25 yıl kadar sonra Michelangelo, Şapel’de, Papa’nın konuşma yaptığı kürsünün hemen arkasındaki “Son Hüküm” adlı çalışması için Sistine’ye geri döndü. Tavandaki işin çok daha zor ve yorucu olduğunu kabul etmek gerek; ancak tavan için 4 yıl harcayan sanatçı, Son Hüküm için tam 7 yıl uğraştı. Bu eserde ele alınan konu İsa’nın dirilerek bütün insanlığı yargılamasıdır. Freskte oldukça kudretli tasvir edilen İsa peygamber, cennete gidecekleri sağında, cehenneme gidecekleri ise solunda toplar ve cehennemlik olanlara sinirle bakar. Büyük bir ihtimalle, Kilise, şapelde Hıristiyanlığın sadece güzelliğinden ve öneminden bahseden tavan fresklerini yeterli bulmadı ve o yıllarda kiliseye karşı ayaklanan insanları imana getirecek, dinden çıkarlarsa başlarına gelecekleri gösterecek bir mesaj için Son Hüküm’ün yapılmasına karar verdi.

Her ne kadar yıllar içersinde yapılan restorasyonlardan sonra geldiği hal birçok sanatseveri tatmin etmese de, Sistine halen gitmeye, görmeye değer bir yer. Evet, Michelangelo’nun yüzyıllar önce yarattığı fresklerden farklı, ancak halen yukarı bakarken boynunuzun tutulmasına sebep olacak kadar güzel ve büyüleyici.

MJ

Yorumlar

Bir cevap yazın