Yeşilin Her Tonu, Macahel

Yeşilin Her Tonu, Macahel

Merhaba Artvin.

Sanırım tüm güzelliğinin destansı anlatımı benim gibi gezgin ruhlu herkesi senin karşına çıkaracak ve yaylalarını adımlamaya, temiz havanı solumalarına neden olacak. Ama hem sen bu ünü hem de sana zaman ayırıp yolunu düşürenler bu güzelliklerini görmeyi fazlasıyla hakkediyor.

Karadeniz sahil yolundan ilerleyip yönümüzü doğuya çevirince Arhavi selamladı bizi. Yol boyunca hissettiğim yeşil ve mavinin büyüleyici huzuru Arhavi’nin içerisinden geçerken arttı. Sanırım maviden çok yeşile olan duygumdan…

Yeşilliğin içine olan yolculuk sahil yolundan Hopa’ya kadar devam etti. Ve artık doğa ile yalnız kalmanın zamanı… Hiç zaman kaybetmeden tabelalarda aradığım yer ismi “CAMİLİ”. Borçka ilçe merkezine geldiğimde tüm gizemi ile selamladı.

Aslında geniş bir bölgenin ismi Macahel. Artvin ilinin doğusuna ve Gürcistan’ın Acara Özerk bölgesine yayılan vadinin ve tarihsel bölgenin adı… Toplamda tam 18 köyden oluşan Macahel bölgesi 1921 yılında imzalanan anlaşma ile Türkiye – Rusya sınırının belirlenmesi sonucunda neredeyse ortadan ikiye ayrılıyor. 12 köy sınırın diğer yakasında varlığını sürdürürken 6 köy bizim cennet köşemiz olarak haritadaki yerini tüm coğrafi mükemmelliği ile devam ettiriyor. Camili Havzası olarak da adlandırılan bölgede yer alan köylerin isimleri; Camili, Efeler, Kayalar, Uğur, Düzenli ve Maral…

Yapılan araştırmalar sonucunda 2005 yılında ülkemizin ilk biyosfer rezervi olarak ilan edilen bölge; florası, faunası, biyoçeşitliliği ile eko turizm için Karçal Dağları eteklerinde kendisini ziyaret edenlere ev sahipliğini zenginleştirmiş. Yürüyüş rotaları, keyifli pansiyonlar, lezzetli ev yemekleri…

Öğle vakti vardığımız Camili’de ilk iş doğanın acıktırdığı karnımızı doyurmak oldu… Öyle güzel bir manzarada öyle lezzetli yemekler tattık ki, sanırım etkisinden uzun bir süre çıkamayacağım. Ama en güzeli neydi biliyor musun? Ekşi yoğurda doğradığım mısır ekmeği… Bir de serin ki hava sorma gitsin.

Bünyeye enerjiyi doldurduktan sonra yola koyulmanın vakti geldi. Hedef Maral Şelalesi. Araba ile biraz tırmanış sonrasında park alanına ulaşıp yürüyüş vaziyeti aldık. Keyifli bir patika yürüyüşü sonrasında şelaleyi panoramik olarak görebileceğimiz terasa ulaştık. Ancak bu patika yolda yürürken doğayı dinlemekte fayda var. Şelalenin çağrısına kulak kabartman gerek huzuru yakalayabilmen için… Terasa ulaştıktan sonra ilk anlarımızı ölümsüzleştirdik. Ve şelalenin döküldüğü doğal havuza doğru terastan aşağıya süzüldük. Suyun serinliğini doyasıya hissedeceğin ve adeta suyun seni kendine hapsedeceği doğayı sonuna kadar yaşadık.

Sonsuz doğayı içimize çektikten sonra artık hava kararmadan dinlenmek için konaklama yapacağımız Maral Köyü’ne geçtik. Doğanın içerisinde ahşap bir pansiyonda uyumak için odalarımıza yerleştik. Camdan dışarıya bakınca su sesinin kulaklara çalındığı, kelebeklerin dolaştığı ve bol oksijenin ciğerlerine dolduğunu görünce özüne dönüyor insan… Bir de akşam olunca yıldızların parlaklığı ve ayın büyüleyici ışığı düşünce üstüne, o karanlığı cebine doldurasın geliyor. Böyle bir coğrafyada uyumanın hazzı ile kapadım gözlerimi…

Sabahın ilk ışıklarını kaçırmamak için doğa uyandırdı beni. Güneş perdeyi aralamadan dağ keçilerinin otlamaya çıkarken söyledikleri şarkı hala kulağımda…

Günün ışıkları ile yeni bir yol gününü önüme saçmasına hazırlandım. Kahvaltı sofrasını süsleyecek kuymak için oldukça heyecanlı bir bekleyiş ile doğayı ve bana bu güzel yolu sunan evreni selamladım.